Umut Işığı

0

Kişisel gelişimin, kişisel gelişim eğitimlerinin temelinde umut yatar. Her kişisel gelişim eğitiminde size umut aşılarlar. Bu bağlamda umut konusuna değindim.

Bir olayda veya durumda olumlu sonuçların oluşabileceği beklentisidir, umut. Bir kanıya, sava güvenip sağlam bir inanç duygusuyla hareket etmektir. Nitekim inanılan savın tersi yönde gelişmeler olsa dahi, inandığın savın peşinden gitmektir. Muhtemel olduğuna inanmaktır.

Eski zamanların birinde Falaptanların kuzeyinde Alakonlar yaşarmış. Alakonların yaşayışları dillere destanmış. Falaptan’ın Kralı Alakonların bu yaşayışını görünce hayrete düşmüş. Kral, Alakonların içlerine adamlarını yerleştirmiş. Bu adamlar Alakonların yaşayışlarını nasıl bu hâle geldiklerini öğrenmekle yükümlülermiş.

Görevli Falaptanlılar Alakon’da araştırma yapmak için gezerken hayretler içinde kalmışlar. Alakon’da bulunan herkes bir uğraşı içindeymiş. Kimisi ülkeyi güzelleştirmek için binalar yapıyor, kimisi ülkedeki insanları doyurma görevini üstlenip ekinleriyle uğraşıyor, kimisi ticaret yaparak ülkeyi ekonomik yönden ilerletiyor, kimisi sahilde oturarak ilham alıyor resimleri, şiirleri, romanları için, ülkenin kültürü için, kimisi de kitap okuyor kitap… (Kendisi ve toplumu için) Yani herkes bir uğraşı içerisinde mutlu bir şekilde hayatını sürdürüyor ve herkes elini taşın altına koyuyor.

Bu durumu çözmek için dolaşırken bir köşede oturan yaşlı birini görmüşler gitmişler yanına oturmuşlar, durumlarını, buraya neden geldiklerini anlatmışlar. Yaşlı adam dikkatle dinledikten sonra anlatmaya başlamış:

Eskiden buralarda çok ciddi kuraklık olmuş insanlar içecek sı dahi bulamıyormuş. Bu öyle bir kuraklıkmış ki insanlar perişan olmuş. Hayvanlarsa insanlardan da perişan duruma düşmüş.

Hiç kimse bu duruma çare bulamıyormuş. Herkes çaresizlik içinde otururken biri girip bir hikâye anlatmış:

*”Bir zamanlar çok susayan bir karga su bulabilmek için epeyce uzun
yol yürür ve çok yorulur.
Ansızın, ilerde büyükçe bir sürahi görür. Fakat gagası suya
yetişemez.
“Bu suya ulaşmam şart “diye düşünür. ”Daha uzağa uçamayacak
kadar yorgunum. Ne yapmam lazım? Buldum! Sürahiyi yana
çevirmeliyim.”

Kanatlarıyla sürahiye vurmaya başlar. Fakat sürahi çok ağır ağırdır,
hareket ettiremez.
Sonra bir süre düşünür.
“Şimdi buldum” diye sevinçle söylenmeye başlar.
“Sürahiyi kırıp, dökülen suyu içeceğim .”
Gagası, pençesi ve kanatlarıyla sürahinin üstüne atlar ama sürahi
çok sert olduğu için kıramaz.
Zavallı karga, biraz dinlendikten sonra etraftaki çakıl taşları dikkatini
çeker. Onları tek tek toplayarak sürahinin içine doldurmaya başlar.
Taşlar sürahinin içine doldukça, sürahinin içindeki su, daha yukarı
çıkmaya başlar. Sonunda, su içebileceği seviyeye kadar çıkar.
Kana kana suyu içer. “*

Bu durum karşısında ümitlenmiş Alakonlular ve sıkıntılara direnmeye başlamışlar. Bilge Dede başlamış ikinci hikâyeye…

Orman hızla yanarken minik bir serçe gagası ile aldığı suları ormanın üzerine bırakır. Ormandaki diğer hayvanlar dalga geçerler. “Minik serçe koskoca ormanın yangını senin attığın bir damla suyla mı sönecek?” diye sorarlar. Serçenin cevabı nettir.

“Benim elimden gelen bu”

Umudu olan insan asla pes etmez, durmadan hedefine doğru yürür.

Bu hikâyelerin ardından Alakonluların yaşamlarında değişiklikler başlamış. Bu bağlamda Falaptanlılar görevlerini yerine getirip geri dönmüş olanları anlatıp ülkenin geleceği için bir adım atmışlar.

Herkesin bildiği gibi en büyük yolculuklar da bir adımla başlar.

Son sözler olarak:

“Orada durup suya bakarak denizi aşamazsın.”

Paylaş.

Bir Cevap Bırak